Üsküdar’daki Özbekler Tekkesi, 1753’te Orta Asya’dan İstanbul’a gelen seyyah dervişlerin konaklaması amacıyla kuruldu. Yüzyıllar boyunca tasavvufun yanı sıra sanat, kültür ve ilim merkezi olan tekke, Milli Mücadele yıllarında ise yaralıların tedavi edildiği ve Anadolu’ya gizlice geçmek isteyen önemli isimlerin kullandığı stratejik duraklardan biri haline geldi.
Üsküdar, İstanbul’un yalnızca tarihi yapılarıyla değil, yüzyıllar boyunca farklı coğrafyalardan gelen kültürlerin buluşmasına ev sahipliği yapan mekanlarıyla da öne çıkıyor. Bu mirasın dikkat çekici örneklerinden biri de Özbekler Tekkesi.
Türkistan’dan İstanbul’a uzanan tarihi bir köprü niteliğindeki tekke; dervişlerden sanatçılara, bilim insanlarından Milli Mücadele’nin önemli isimlerine kadar pek çok kişiyi aynı çatı altında buluşturdu.
Özbekler Tekkesi, Orta Asya’dan gelen seyyah dervişlerin İstanbul’da konaklamalarını sağlamak amacıyla 1753 yılında Maraş Valisi Abdullah Paşa tarafından tesis edildi.

İlk dönemlerinde oldukça mütevazı bir zaviye niteliğinde olan yapı, 1757-1758 yıllarında ilk postnişin Şeyh Seyyid Hacı Abdullah Efendi tarafından Nakşibendiyye tarikatına vakfedildi.
Böylece tekke, Türkistan ile İstanbul arasındaki dini ve kültürel bağların önemli merkezlerinden biri haline geldi.
Yıllar içerisinde önemini artıran Özbekler Tekkesi, 1844 yılında Sultan Abdülmecid tarafından kapsamlı şekilde yeniden inşa ettirildi.
Yapı yaklaşık yarım asır sonra bir kez daha kapsamlı bir müdahaleden geçti. 1893 yılında Sultan II. Abdülhamid döneminde esaslı bir onarım gerçekleştirildi.
Bu çalışmalar, tekkenin hem fiziki varlığının hem de İstanbul’un kültür ve tasavvuf hayatındaki yerinin korunmasına katkı sağladı.
Özbekler Tekkesi’nin en önemli özelliklerinden biri, Orta Asya ve Türkistan kültürünün İstanbul’daki taşıyıcılarından biri olmasıydı.
İstanbul’da doğrudan temsil edilmeyen Yeseviyye geleneğinin çeşitli motifleri tekkenin bünyesinde yaşamaya devam etti.
Tasavvufi hayatın yanı sıra Özbek kültürüne ait gelenekler de burada korundu. Geleneksel Özbek pilavı başta olmak üzere Özbek mutfak kültürü tekkenin sosyal yaşamının parçalarından biri oldu.
Tekke aynı zamanda cehrî zikir meclisleriyle de kendine özgü geleneğini sürdürdü.
Özbekler Tekkesi’nin İstanbul kültür tarihindeki yeri yalnızca tasavvufla sınırlı kalmadı.
Şeyh Mehmed Sâdık Efendi’nin Buhara’dan getirdiği ebru sanatı, kendisinden sonra gelen Şeyh İbrâhim Edhem Efendi tarafından sürdürüldü.
1855-1904 yılları arasında yaşayan Şeyh İbrâhim Edhem Efendi, tekkeyi adeta bir sanat ve üretim merkezine dönüştürdü.
Şeyh İbrâhim Edhem Efendi döneminde tekkede birbirinden farklı sanat ve zanaat dalları aynı çatı altında buluştu.
Hat ve ebrunun yanı sıra ince marangozluk, dökümhane, oymacılık ve matbaacılık alanlarında atölyeler oluşturuldu.
Böylece Özbekler Tekkesi, yalnızca dini faaliyetlerin gerçekleştirildiği bir mekan olmaktan çıkarak dönemin sanatçıları, zanaatkârları ve ilim insanlarının buluşabildiği önemli bir kültür merkezi haline geldi.
Tekkenin oluşturduğu kültürel ortam, dönemin önde gelen ilim ve sanat insanlarının da ilgisini çekti.
Matematikçi Sâlih Zeki Bey, filozof Rıza Tevfik Bölükbaşı, ressam Hüseyin Zekâi Paşa ve Mekteb-i Harbiyye Nâzırı Galib Paşa gibi isimler Özbekler Tekkesi çevresinde bir araya gelen önemli şahsiyetler arasında yer aldı.
Bu yönüyle tekke, Üsküdar’ın kültür ve düşünce hayatında da önemli bir buluşma noktası oldu.
Özbekler Tekkesi’nin tarihindeki en çarpıcı dönemlerden biri İstanbul’un işgal edildiği ve Milli Mücadele’nin başladığı yıllarda yaşandı.
Son postnişin Şeyh Atâ Efendi’nin Karakol Cemiyeti üyesi olması, tekkenin Milli Mücadele içerisindeki rolünü daha da önemli hale getirdi.
Tekke, işgal döneminde Kuvâ-yi Milliye mensuplarından yaralananların tedavi edildiği bir hastane olarak kullanıldı.
Ancak Özbekler Tekkesi’nin Milli Mücadele’de üstlendiği görev bununla sınırlı değildi.
İşgal altındaki İstanbul’dan Anadolu’ya gizlice geçmek isteyen Milli Mücadele destekçileri açısından tekke önemli bir güzergâh haline geldi.
İstanbul’dan silah ve cephane kaçırılmasında rol üstlenen tekke, Anadolu’ya geçecek isimlerin de ilk duraklarından biri oldu.
Halide Edip Adıvar, İsmâil Fâzıl Paşa, Mehmed Âkif Ersoy ve Celâleddin Ârif Bey gibi Milli Mücadele tarihinin önemli isimlerinin Anadolu’ya gizlice geçiş güzergâhında Özbekler Tekkesi bulunuyordu.
Bu özelliğiyle Üsküdar’daki tarihi yapı, Milli Mücadele’nin İstanbul ile Anadolu arasındaki bağlantı noktalarından biri haline geldi.
Türkiye’de tekkelerin 1925 yılında kapatılmasının ardından Özbekler Tekkesi’nin kullanım biçimi de değişti.
Yapı, son postnişin Şeyh Atâ Efendi’nin kardeşi Şeyh Necmeddin Efendi (Özbekkangay) ve ailesinin ikametgâhı olarak kullanılmaya başlandı.
Yıllara meydan okuyan tarihi yapı için kapsamlı restorasyon çalışmaları ise 1983-1994 yılları arasında gerçekleştirildi.
Tekke şeyhlerinin neslinden gelen Ertegün kardeşlerin desteğiyle yapılan restorasyon sayesinde yapının tarihi ve kültürel mirasının korunması sağlandı.
1753’te Orta Asya’dan gelen seyyah dervişlere kapılarını açan Özbekler Tekkesi, geçen yüzyıllar içerisinde çok farklı görevler üstlendi.
Nakşibendiyye geleneğinden Yeseviyye motiflerine, Özbek pilavından ebru sanatına, hat ve marangozluk atölyelerinden Milli Mücadele’nin gizli geçiş güzergâhına kadar uzanan çok katmanlı tarihiyle Özbekler Tekkesi, Türkistan ile Üsküdar arasında kurulan yüzlerce yıllık kültürel bağın önemli tanıklarından biri olarak varlığını sürdürdü.